Yalandır kısalığı yaşamın... Ve özellikle insan dediğimiz şey, inançlı bir insan soyunun parçasıysa... Edip Cansever ...

Önemli olan Tanrı’nın bir enstrüman yaratmış olmasıdır. İnsan denen bir enstrüman. Ancak yarattığı müzik enstrümanını çalamayan bir usta gibi, Tanrı’da insandan doğru sesi çıkaramamıştır. Bu yüzden Tanrı hariç bütün güçler insanı çalmış ve özellikle de şeytan en güzel melodilerini onunla bestelemiştir… Hakan Günday

Edebiyatta Romantizm Üzerine...

Bugün Romantizm kültür tarihi açısından değerlendirilirken, yapılan ilk saptamalardan biri onun Fransız Devrimi'nin ve Aydınlanma'nın aşırı akılcılığına, endüstrileşmenin ve madde bağımlılığının yol açtığı kültürel tekdüzeleşmeye bir tepki olduğunun vurgulanmasıdır. Bu tutumuyla Romantizmin ve onun en önemli kurucularından sayılan Novalis'in bugün bağlamında nelerin haberciliğini yapmış olduğu, günümüzdeki bazı uzantılara dikkatle eğilindiğinde daha iyi anlaşılabilmektedir. Novalis'ten yaklaşık yüz yıl sonra yaşayan ünlü Avusturyalı yazar ve düşünür Stefan Zweig, "Dünyanın Tekdüzeleştirilmesi" başlıklı ve 1925 tarihli olan, yani Novalis'in ölümünden 124 yıl sonra kaleme aldığı bir denemesinde şu görüşlere yer verir:

*"Günümüzde ulusların bireysel örf ve adetleri giderek aşınmakta; giysiler üniformaya dönüşmekte, adetler ise evrensel düzleme kaymakta. Ülkeler sanki gittikçe artan ölçüde birbirlerinin içine itilir gibi; insanlar eylemlerini ve canlılıklarını belli bir şemaya göre sergiliyorlar, kentler dış görünüş bakımından birbirlerine gittikçe daha çok benziyorlar. Bu bağlamda Paris'in dörtte üçü amerikanlaştı, Viyana, Budapeşte olup çıktı; kültürlerde kendine özgülüğün o kendine özgü rayihası gittikçe azalmakta; değişik renkler gittikçe daha hızlı dökülüyor ... altından ortaya mekanik bir işleyişin çelik rengi manivelası, modern denilen dünya aygıtı çıkıyor ... "
Zweig, bu girişin ardından, tek tek kültürlerin aşınarak/aşındırılarak, kendi zamanında henüz icat edilmemiş, ama bugünün gözde kavramı olan küreselleşmeye kayışın ne gibi sonuçlar verdiği üzerinde de duruyor:

*"Bilincine bile varılmaksızın, ruhlar arasında sakıncalı bir türdeşlik, yoğunlaştırılmış üniformalaştırma içgüdüsü aracılığıyla bir kitlesel ruh doğuyor ... bireysel olan, tip lehine yıkıma sürükleniyor. Söyleşi, konuşma sanatı yozlaştırılıyor ... edebiyatta hızlı modanın, 'sezonun başarılı kitabının' modası geçerli. Daha şimdiden artık insanlar için kitaplar değil, fakat giderek artan ölçüde 'sezonun kitabı' düşünülüyor.."
Zweig'ın bu tekdüzeleşme, bireysel yapıları yitirme yıkımı için öngördüğü kurtuluş yolu, kendisinden yüz yıl önce, yani dünyanın henüz böylesine tekdüzeleşmediği bir zaman parçasında yaşamış Novalis'inkinden çok farklı değildir:

*" ... bu durum karşısında yapabileceğimiz tek bir şey kalıyor: Kendimize kaçmak. İnsanın elinden dünyada bireysel olanı kurtarmak gelmez, insan sadece kendi içindeki bireyi savunabilir. Düşünce insanının en
büyük edimi, her zaman özgürlüktür, düşünceler karşısında, nesneler karşısında, kendi kendisinin karşısında özgür olmaktır. Ve bizim de görevimiz işte budur: Başkaları gönüllü olarak kendilerini bağımlı kıldıkları ölçüde, kendimizi daha özgür kılmak! Başkalarının eğilimlerinin tekdüzeleştiği, tek bir yolla yetindiği, makineleştiği ölçüde, ilgi alanlarımızı çok daha zenginleştirerek düşünce dünyasının bütün göklerine yaymak! ... bilmeye çalışmak ve ondan sonra bize ait olmayanı bilerek red etmek, kendimiz için zorunlu gördüğümüzü de yine bilerek korumak. Çünkü, ancak, bu dünyanın gittikçe artan tekdüzeliğine ruhumuzla da karşı çıktığımız takdirde, bu dünyada yıkılamaz olanın, her zaman tüm değişimlerin ötesinde kalanın sadık sakinleri olabiliriz ... "

* Stefan Zweig: Die Monotonisierung der Welt - Aufsatze und Vortrage, Bibliothek Suhrkamp, Frankfurt a.M. 1976, s. 7vd.


Kaynak : Novalis/Geceye Övgüler ( Ahmet Cemal Önsözü)

Share/Save/Bookmark

The name of the rose "Gülün Adı"...





Gülün Adı
Yönetmen Jean-Jacques Annaud
Yapımcı Bernd Eichinger
Senarist Umberto Eco (Roman)
Müzik James Horner
Oyuncular Sean Connery, Christian Slater, Michael Londsdale, F.Murray Abraham
Ron Perlman, Valentina Vargas, Görüntü yönetmeni Torino Delli Colli,






-Muhtemelen keşişlerden biri iyilikleri karşılığında onu şu köylü kızına vermiştir.
-Kız mı? Şey, ne...
-Buradan hızla koşup çıkarken gördüğüm kız.
-çok çirkin bir keşiş olmalı.
-Neden çirkin?
-Genç ve yakışıklı olsaydı hiç şüphesiz kız ona bedensel iyiliğini karşılıksız yapardı.




-Efendim. Siz hiç aşık oldunuz mu?
-Aşık mı? Evet. Birçok defa.
-Öyle mi?
-Evet, elbette. Aristo'ya, Ovid'e, Virgil'e...
-Hayır, hayır. Benim kastettiğim
-Aşkla şehveti karıştırmıyor musun?
-Öyle mi?
-Bilmiyorum. Yalnızca onun iyiliğini istiyorum. Mutlu olmasını istiyorum. Onu yoksulluktan kurtarmak istiyorum.
-Ulu Tanrım.
-Neden “Ulu Tanrım”?
-Sen aşıksın.
-Bu kötü mü?
-Bir keşiş için bazı sorunlar yaratır.
-Ama Aziz Thomas Aquinas aşkı tüm diğer erdemlerden üstün tutmaz mı?
-Evet. Tanrı aşkını, Adso. Tanrı aşkını.
-Ya bir kadının aşkı?
-Kadın hakkında Thomas Aquinas çok az şey bilirdi. Ama Kutsal Kitabın sözleri çok acık.
Özdeyişler bölümü bizi uyarır.. “Kadın, erkeğin değerli ruhunu ele geçirir. “ Vaiz bölümü de, “Ölümden daha acı olan şey kadındır. “ der.
-Evet, ama...
-Siz ne düşünüyorsunuz efendim?
-Ben elbette, bende senin tecrübenin avantajı yok. Ancak Tanrı'nın böyle fena bir varlığı ona bazı erdemler bahsetmeden evrene takdim etmiş olabileceğine kendimi inandırmakta güçlük çekiyorum.
Hayat aşksız ne kadar huzurlu olurdu, Adso. Ne kadar güvenli.Ne kadar sakin.Ve ne kadar yavan.




“Üstadından fazla kötü örnekler öğrenmemeye bak. O fazla düşünüyor. O her zaman kalbinin kehanet gibi yetenekleri yerine aklının çıkarsamalarına güveniyor. Zekanı kontrol altına almayı öğren. Peygamberimizin acılarına ağla! Ve o kitapları çöpe at!”




-Daha kaç oda var acaba? Daha kaç kitap? Kimsenin bu kitaplara serbestçe başvurması yasaklanmamalı.
-Belki fazla değerli, fazla hassas oldukları düşünülüyordur.
-Hayır. Sebep bu değil, Adso.
-Bizimkinden farklı bir ilim ve Tanrı kelamının yanılmazlığından kuşku duymamızı teşvik edecek fikirler içerdikleri için.




“Aşk bir hastalık olarak ortaya çıkmaz. Ama saplantı halini alırsa hastalığa dönüşür. Müslüman teolog Ahmed Hasim der ki.. Mecnun kimse iyileşmek istemez. Rüyaları düzensiz nefeslere ve nabzın hızlanmasına yol açar. Melankolik aşkı, kurbanlarının kurt gibi hareket ettiği bir hastalık olan likantropi ile özdeşleştirir.Aşığın dış görünüşü değişmeye başlar. Kısa süre sonra gözleri görmez olur, dudakları büzüşür. Yüzü sivilce ve kabuklarla kaplanır. Yüzünde bir köpeğin ısırığına benzeyen izler olur ve günlerini mezarlıklarda gezinerek gecelerini ise bir kurt gibi geçirir. “




-Bu manastıra geldiğinden beri birçok şey keşfettin. Ama labirente acılan kestirme
yol onlar arasında değil. Şimdi, istediğin nedir?
-Hiç yazılmadığını söylediğin Yunanca kitabı görmek istiyorum. Tamamen komediye adanmış senin kahkaha kadar nefret ettiğin kitabı. Aristo'nun Poetika kitabının ikinci cildinin belki de geriye kalan tek kopyasını.
-William, senden ne muhteşem bir kütüphaneci olurdu. İşte hak ettiğin ödülün. Oku. Sayfa sayfa oku sırlarını. Sen kazandın.

Yaklaşın, şimdi!

“Şimdi komedinin bayağı insanları kullanarak ve onların kusurlarından zevk alarak, gülmekten aldığımız keyfi teşvik edişini tartışacağız. “

Değerli kardeşim, komediden bahseden pek çok kitap var. Neden bu seni bu kadar korkutuyor?

-Çünkü o Aristo'nun eseri. -Adso, bu taraftan.

-Fakat gülmeyi bu kadar korkutucu kılan nedir?

-Gülmek korkuyu öldürür. Ve korku olmadan inanç olamaz. Çünkü şeytan korkusu yoksa, Tanrı'ya ihtiyaç kalmaz.

-Ama o kitabı yok ederek gülmeyi yok edemezsin.

- Hayır, elbette. Gülmek basit insanların eğlencesi olarak kalacak. Ama ya bu kitap yüzünden, bilgili insanlar her şeye gülmenin kabul edilebilir olduğunu söylerse? Tanrı'ya gülebilir miyiz? Dünya yeniden kaosa sürüklenir. Bu yüzden, söylenmemesi gerekeni mühürleyeceğim ve mezarı ben olacağım.



“Doğaya hükmedebilmek için, önce ona itaat etmeyi öğrenmek gerekir.”

“Doğal bir açıklama getiremediğiniz için kesişleriniz bu duvarlar arasında doğaüstü bir güçten kuşkulanıyor.”

“Ne yazık ki, korkularım gençliğimden gelen hayal gücümün ürünü değildi.”

-Sizce burası Tanrı'nın terk ettiği bir yer mi?
-Sen hiç Tanrı'nın kendini evinde gibi hissedeceği bir yer biliyor musun?

“Bir keşiş sessiz olmalı. Sorulana kadar düşüncelerini söylememeli. Bir keşiş gülmemeli. Çünkü kahkaha ile sesini yükseltenler ancak aptallardır. “

“Çok bilgelikte çok acı vardır ve bilgisini artıran acısını da artırır. “

“Demek istediğim; beden, doğaya uygun olarak da tahrik olabilir ona aykırı olarak da.”

“Esriyerek hayal görme ile günahkar delilik arasındaki adım çok kısa.”

-Gülmek, yüz hatlarını bozan ve insanları maymuna benzeten şeytani bir rüzgardır.
-Maymunlar gülmez. Gülmek insana özgüdür.

“Bayağı insanları kullanarak onların kusurlarından zevk al... “

“Şeytana ait gördüğüm tek kanıt herkesin onu işbaşında görme isteği.”

“Sıçanlar parşömeni alimlerden de çok seviyor.”

“Ve kuşku, Adso, inancın düşmanıdır.”

“Üstadım basit insanların daima her şeyin bedelini ödediğini söyler.”

-Bu manastırın şimdiye dek olan ve hep olması gereken görevine dönelim.
-Bilginin korunması “Korunması” diyorum, “aranması” değil. Çünkü bilgi tarihinde hiçbir ilerleme yok. Yalnızca sürekli ve aşırı tekrarlama var.

-Latince'deki “idolum” değil, Yunanca'daki “eidolon”. Anlamı “görüntü” ya da “yansıma”. Bizim yansımamız.

Share/Save/Bookmark

Solyaris 1972 (Solaris)

İnsan doğa tarafından kendi yollarıyla öğrenebildiği için yaratıldı. "Gerçek" için sonsuz arayışında insan bilgiye mahkum edilmiştir.







Yönetmen : Andrei Tarkovsky
Oyuncular : Natalya Bondarchuk, Donatas Banionis, Jüri Järvet, Vladislav Dvorzhetsky
Yapım Yılı 1972
Dil Rusça
Türü Bilimkurgu









Utanç,insanlığı kurtaracak olan duygu...



300 metrenin altına ilk indiğimde, artan rüzgar yüzünden irtifayı korumakta zorluk çektim. Tüm dikkatimi gemimin yönetimine vermiştim. Kabinden dışarıya bakmıyordum. Sonuçta, bir sis kümesine girdim.

-Sıradan bir sis miydi?

Tabii ki hayır. Koloidal ve yapışkan görünüyordu. Tüm pencereleri kaplamıştı. Sisin direnci yüzünden, irtifa kaybetmeye başladım. Güneşi göremiyordum, ama güneşin bulunduğu yönde
sis kırmızı biçimde parlıyordu. Yarım saat sonra geniş, açık bir boşluğa çıktım. Neredeyse daire biçiminde, bir kaç yüz metre çapında. Bu noktada, Okyanusta bir değişiklik gördüm. Dalgalar görünmez oldu. Bulanık yama görünümlü yerler hariç, yüzey saydamlaştı. Suyun altında sarı, sümük gibi bir şey katılaşıyordu. İnce şeritler halinde yükseliyor ve cam gibi parıldıyordu. Sonra kaynamaya, köpürmeye ve sertleşmeye başladı. Şeker pekmezi gibi görünüyordu. Bu tortu ya da balçık geniş yumrular halinde topaklandı ve yavaşça değişik şekillere dönüştü. Sisin içine çekilmeye başladım, buna karşı bir süre direndim. Aşağıya doğru tekrar baktığımda, bir tür bahçe gördüm.

-Bahçe mi? Dikkat edin, lütfen.

Bitki örtüsünü, çalıları, akasya ağaçlarını, dar patikaları görebiliyordum. Hepsi aynı maddeden yapılmıştı.

-Peki bu bitkilerin yaprakları var mıydı? Şu çalılar, akasyalar?

Hayır, hepsinin gerçek boyutlarında ve plastikten yapıldığını söyleyebilirim. Sonra her şey çatlamaya kırılmaya başladı. Sarı çamur deliklerden dışarıya püskürmeye başladı. Her şey hızla kaynamaya başladı ve köpük belirdi.

-Kimdi o?
-10 yıl önce ölmüştü.
-Gördüğün şey onun hakkındaki düşüncelerinin cisimleşmiş haliydi. Adı neydi?
Hari.
-Her şey radyasyonla denemelerimizle başladı. Okyanus'un yüzeyini güçlü X-ışınlarıyla vurduk.
-Ama o...
-Aklıma gelmişken, kendini şanslı sayabilirsin. Her şeye rağmen, bu kadın senin geçmişinin bir parçası. Ya daha önce hiç görmediğin ama, tasarladığın ya da düşlediğin bir şey olsaydı?
-Anlayamadım.
-Anlaşılan Okyanus, güçlü radyasyonumuza hayrete düşüren bir yanıt verdi. Zihinlerimize sondaj yaptı ve bellek adaları gibi bir şey çıkardı.
-Geri dönecek mi?
-Dönecek ve dönen o olmayacak.
- İkinci Hari Sonsuz sayıda olabilir.
-Beni neden uyarmadın?
-Bana inanmazdın ki.

-Ne oldu?
-Yeniden doğuş yavaşladı. İki-üç saatliğine konuklarımızdan kurtulabiliriz.
-Gecenin bir yarısı bunu söylemek için mi geldin?
-Ne için geldiğimi söyleyeyim. Sartorius ve ben şöyle düşündük: Eğer Okyanus konuklarımızı bizden rüya gördüğümüz sırada türetiyorsa belki uyanıkken ki düşüncelerimizi kullanmamız daha mantıklı sonuçlar doğurabilir.
- Nasıl?
- Radyasyon ışınlarıyla.
-Belki (Okyanus) bizi anlar ve o can sıkıcı hayaletlerden kurtarır.
- Yine mi bilimin yüceliği hakkındaki şu gülünç x-ışını vaazları?
-Işınları içimizden birinin beyin dalgalarına göre ayarlayacağız. Ve tabi o "içimizden biri" ben olacağım. Bir ensefalogram! Tüm düşüncelerimin bir yazılı dökümü! Ya aniden onun ölmesini dilersem? Yok olmasını! Her şeyi emanet etmek istersem şu jöle kütlesine?
-O ruhumu zaten istila etti.
-Kris, zaman kaybediyoruz.
-Sartorius başka bir proje daha öne sürüyor: İmha Edici.
-Nötrino sistemlerinin kendi kendilerini yok etmesi.
-Nedir bu? Şantaj mı?
-Onu ensefalogram ile başlamaya ikna ettim. Ama şimdilik bunu unutalım.

-Biraz uyu.

-Nasıl uyunur bilmiyorum. Bu uyku değil. Her nasılsa etrafımda. Sanki (kaynağı) tam olarak içimde
değil de çok uzakta bir yerdeymiş gibi. Muhtemelen yine bir tür uyku.

-"Gece gelirler. Ama insan bazen uyumak zorunda."

-İşte bütün mesele. İnsanlık uyuma yeteneğini kaybetti.

-Sen daha iyi okursun. Ben biraz heyecanlıyım.

-"Efendim, bildiğim bir şey varsa o da şudur: Ben Ben uyurken, korku, umut, dert, mutluluk nedir bilmem. Uykuyu icat edene hayır dualar olsun. Her şeyi satın alan , çoban ile kralı, aptal ile
zekiyi eşitleyen ortak para birimini. Uykuya dair bir tek kötü şey var. Ölüme çok benzediğini söylerler."


Bilim mi? Boş laf.

İçinde bulunduğumuz durumda, sıradanlık ve deha aynı derecede yararsız. Evreni fethetmekle ilgilenmiyoruz. Dünya'yı evrenin sınırlarına kadar genişletmek istiyoruz. Öbür dünyalarla ne yapacağımızı bilmiyoruz. Başka dünyalara ihtiyacımız yok. Bir aynaya ihtiyacımız var. "Bağlantı" için çabalıyoruz, ama onu asla bulamayacağız. Korktuğu ve ihtiyaç duymadığı bir amaç uğruna gayret sarf eden o "ahmakça insanlık durumu"ndayız. İnsanın insana ihtiyacı var.


Kris Kelvin'in ikinizden daha tutarlı olduğunu düşünüyorum. Gayrı insani koşullarda,
insanca davrandı. Ve siz, konuklarınızı -bize bu ismi vermişsiniz- harici bir şey ya da bir engel
gibi görüyorsunuz. Ama onlar sizin bir parçanız. Onlar sizin vicdanınız. Ve Kris beni seviyor.
Belki de beni sevmiyor, belki sadece kendisini koruyor. Benim canlı kalmamı istiyor. Asıl nokta bu değil. İnsanın neden sevdiği önemli değildir. Sebep herkes için farklıdır. Kris değil. Sizsiniz.

- Hepinizden nefret ediyorum.
- Size sormak istiyorum...

-Sözümü kesmeyin. Ne de olsa bir kadınım.

-Sen bir kadın değilsin, bir insan değilsin. Herşeyi anlama yeteneğin varsa, bunu da anla.

-Hari artık yok. O öldü. Sen sadece bir röprodüksiyonsun, mekanik bir röprodüksiyon. Bir kopya. Bir kalıp.

-Evet. Olabilir ama ben bir insana dönüşüyorum. Sizin kadar derinden hissedebiliyorum. İnanın.
Şimdiden onsuz idare edebiliyorum. Ben onu seviyorum. Ben insanım. Siz siz çok zalimsiniz.
Kalk! Kalk hemen!

-Pek sevgili insanım. Hiçbir şey daha kolay olamaz. Tartışarak zaman kaybediyoruz. Vakarımızı ve insan karakterimizi yitiriyoruz.

-Hayır. İnsansın, ama kendi tarzında. İşte tartışmamızın nedeni.

-Umarım canınızı sıkmıyorumdur.

-Sen iyi birisin ama korkunç görünüyorsun. Gerçekten umudumu kaybettim. Bana birazcık yardım et. Daha fazlasını bilmek için kurulacak lanetli bir "temas" uğruna canından vaz geçmeye hazır bir adamın sarhoş olma hakkı yok mudur?

-Her şeye hakkı vardır.


- Onu seviyorum.
- Hangisini?

-Onu mu roketin içindekini mi? Onu uzaydan geri çekebilirsin. Tekrar ortaya çıkacak ve bu böyle devam edecek. Bilimsel bir sorunu basit bir aşk hikayesine çevirme. Bunun kötü biteceğine dair bir önsezim vardı.
-Ona yardım etmelisin. Dehşet bir şey, değil mi? Bu yeniden doğuşlara bir türlü alışamadım.

-Sorun ne?
-Hiçbir şey.

Dünya'ya geri dönmeyeceğim. Seninle bu istasyonda yaşayacağım. Anlıyor musun... Korkuyorum.
Bir hayli etkinlik gösteriyor gibi. Ensefalogramın yardımcı oldu. Bilirsin... Merhamet gösterdiğimiz zaman, kendi kendimizi harap ederiz. Hakikat olabilir... Istırap yaşamı kasvetli ve kuşkulu gösterir.
Ama bunu kabul etmiyorum. Hayır, kabul etmiyorum. Yaşam için vazgeçilmez olan aynı
zamanda yaşam için zararlı mı?

-Hayır, zararlı değil.
-Tabi ki değil..

-Tolstoy'u hatırlıyor musun? İnsanoğlunu bir bütün olarak sevmenin imkansızlığı üzerine çektiği ıstırabı?

Üzerinden ne kadar zaman geçti? Bir yolunu bulup çözemedim. Bana yardım et. Anla, seni seviyorum. Ama aşk asla izah edemeyeceğimiz ama deneyimleyebileceğimiz bir histir. İnsan aşk kavramını açıklayabilir. İnsan kaybedebileceğini sever: Kendini, bir kadını, bir vatanı. Bugüne dek aşk insanlık için, Dünya için elde edilemez oldu. Beni anlıyor musun, Snaut? O kadar azız ki.
Hepsi topu bir kaç milyar. Bir avuç! Belkide, insanları aşkın nedeni olarak deneyimlemek için buradayız. Ateşi var gibi.


Neden böyle işkence çekiyoruz?

Bence, evrensel anlamımızı kaybettik. Antik çağlarda yaşayanlar onu mükemmelen biliyordu.
Neden ve ya ne için diye hiç sormadı onlar. Sisifos efsanesini hatırla. Senin ensefalogramını
yayınladığımızdan beri, konuklardan hiçbiri geri dönmedi. Okyanusta anlaşılmaz bir şey
oluşmaya başladı. Yüzeyde adalar şekillenmeye başladı. Önce bir tane. Sonra ertesi gün
bir çok başkası ortaya çıktı.


Uzun zamandır mı buradasın?
- Hakkımdaki belgeleri görmüşsündür.
- Gördüm.
-İstasyonda bunca yıl yaşadıktan sonra hala aşağıdaki yaşamınla net bir bağlantın var mı?
-Dehşetli soruları seviyorsun. Yakında hayatın anlamını soracaksın sanırım.
-Dur biraz. Alaycı olma. O bayağı bir soru.

-İnsan mutlu olduğu zaman, hayatın anlamı ve diğer ölümsüz temalarla nadiren ilgilenir.
Bu sorular insanın ömrünün sonunda sorulmalı. Ama biz hayatın ne zaman sona ereceğini bilmeyiz.
Böyle acele etmemizin nedeni de bu. Acele etme. En mutlu insanlar bu lanetli sorularla ilgilenmeyenlerdir. Sormak daima bilme arzusundan. Henüz basit insanî gerçekleri korumak için gizeme ihtiyaç duyuyoruz. Mutluluğun, ölümün, aşkın gizemi.

-Haklısın belki. Ama şimdi bunu düşünmemeye çalış. Bunun hakkında düşünmek öleceğin
günü bilmek gibidir. O günü bilmek bizi ölümsüz yapmaz.

Peki, her neyse.


-Her halükarda, benim görevim sona erdi. Fakat sırada ne var? Dünya'ya dönmek mi?

Her şey yavaş yavaş normale dönüyor. Yeni ilgi alanları yeni tanışlar bile bulurum. Ama kendimi onlara tam olarak veremem. Asla. Irkımın on yıllardır anlamaya çalıştığı bu Okyanusla, hayali de olsa bir ilişki kurma olasılığını geri çevirmeye hakkım var mı? Burada kalmalı mıyım? İkimizin de dokunduğu bu nesnelerin arasında? Nefesimizin hatırasını taşıyan bu yerde?

Ne için? O'nun döneceği umudu mu? Ama bu umuda sığınamam. Bana kalan tek şey; beklemek.
Ne için olduğunu bilmiyorum. Yeni mucizeler için mi?

-Yorgun musun?
-Hayır, çok iyiyim.
-Biliyorsun, Kris...
-Bence Dünya'ya dönme zamanın geldi.

-Öyle mi düşünüyorsun?


* İleriye hareketimizin sınırlanması, geriye doğru hareketimizi kolaylaştırıyor.

* Rüzgarlı havada, kıpırdayan bir çalıyı yaşayan bir varlıkla karıştırmak kolaydır,

* Bilgi ancak ahlaki değerlere dayandıkça geçerlidir. Bilimi ahlaki ya da ahlak dışı hale getiren tek etmen insandır.

* Okyanus düşünen bir maddedir.
* Gizemli düzensizlikler başladığından beri hemen her zaman derin depresyon halindeydi.

* Korkmaktan daha kötü şeyler vardır. O umutsuzluktan dolayı öldü.

* İnsan doğa tarafından kendi yollarıyla öğrenebildiği için yaratıldı. "Gerçek" için sonsuz arayışında insan bilgiye mahkum edilmiştir.

* Bilirsin... Merhamet gösterdiğimiz zaman, kendi kendimizi harap ederiz. Hakikat olabilir... Istırap yaşamı kasvetli ve kuşkulu gösterir. Ama bunu kabul etmiyorum. Hayır, kabul etmiyorum. Yaşam için vazgeçilmez olan aynı zamanda yaşam için zararlı mı?

* Aşk asla izah edemeyeceğimiz ama deneyimleyebileceğimiz bir histir. İnsan aşk kavramını açıklayabilir. İnsan kaybedebileceğini sever: Kendini, bir kadını, bir vatanı. Bugüne dek aşk insanlık için, Dünya için elde edilemez oldu.

* Utanç -- insanlığı kurtaracak olan duygu.

* Bilirsin, sanki birisi bizimle oyun oynuyor. Ve bu sis ne kadar uzun sürerse sonuç senin için o kadar kötü olacak.

* İnsan mutlu olduğu zaman, hayatın anlamı ve diğer ölümsüz temalarla nadiren ilgilenir.

Andrei Tarkovsky

Share/Save/Bookmark